BEN BUNU YAPTIM!

BEN BUNU YAPTIM!

Askerlik dönemimin son aylarında tesadüf eseri “askerlik öncesi” mesleğim ile ilgili bir iş teklifi aldım. Yani gitar çalıp şarkı söylemek. Kendi kendime “Ya sen askersin, ne demek öyle barlarda çalmak söylemek, otur oturduğun yerde” diyorum ama kimse dinlemiyor.

Bostancı civarında bir cafe-bar restoran. Turistik işletme belgesi var, çok nezih ve seçmece müşteri kabul ediyor. Sahipleri karı koca, beraber işletiyorlar. Bir Cuma akşamı görüşmeye gittim. Haftada 3 gün canlı müzik istiyorlar. Ama yapamam ki, ben askerim. Şu andaki durumumdan dolayı sadece Cumartesi geceleri program yapabileceğimi söyledim. Kabul ettiler, ertesi hafta başlamamı istediler.

Program çok güzel geçti, çalıp söylemeyi özlemişim. Bu şekilde her hafta devam ediyorum. Bizim bölükteki kısa dönem askerlik yapan arkadaşlar da olaydan haberdar oldu. Eşini, sevgilisini alan hafta sonu beni dinlemeye geliyor, her beraber eğleniyoruz.

Bir Pazartesi sabahı bölük komutanı yüzbaşı tarafından “acil olarak” çağırıldım. Belli ki kulağına gitmiş, detayını öğrenmek istiyor.

Yüzbaşı — Sen ne yapıyorsun öyle? Ne demek hafta sonu barlarda gitar çalmak. Sen askerliği ne sanıyorsun?

Ben — Yüzbaşım, çalıyorum söylüyorum ama biliyorsunuz er maaşları çok düşük. Hem çaldığım yer çok nezih bir mekan.

Yüzbaşı — Olmaz öyle şey, askerliğini yakarım.

Ben — Bu hafta sonu gelin, misafirim olun, yeri de görün.

Yüzbaşı — Tamam geliyorum.

Gerçekten de o hafta sonu bacanağını alıp çaldığım yere geldi. Tam karşımdaki masaya oturdular. Siparişlerini verdiler. Ben de çalıp söylemeye başladım. Ortam çok iyi. Bir süre çaldıktan sonra dinlenmek için ara verip masalarına gittim. Sohbet etmeye başladık.

Yüzbaşı — Ya sen neymişsin böyle? Hiç tahmin etmiyordum. Yer de güzelmiş.

Ben — Dedim ya yüzbaşım, öyle kötü bir yer olsa çalıp söyler miyim hiç?

10 dakika sohbet ettikten sonra programa devam etmek için ayrıldım. Saatler ilerledikçe insanlar çakır keyif olup şarkıları beraber söylemeye başladılar. “Benim masa” da katıldı tabii ki. Bir saat kadar sonra bir 10 dakika daha ara vermek üzere içeceğimi alıp masalarına gittim. Yine sohbete başladık. Bizimkiler neredeyse çakır keyif barajını aşmış sarhoşluğa doğru gidiyorlar. Bir ara kadehimi kaldırıp “Hadi komutan, oturmaya mı geldik, şerefe” dedim ve kadeh tokuşturduk. Düşünsenize, bir er bölük komutanına bu cümleyi söyleyerek kadeh tokuşturuyor. İşte ben bunu yaptım!

Gece kazasız bir şekilde bitti, yüzbaşı ve bacanağı beni tebrik ettiler ve mekandan ayrıldılar. Ben de eve dönmek üzere eşyalarımı toplayıp yola koyuldum.

Pazartesi sabahı yine yüzbaşı tarafından “acil olarak” çağırıldım. Bu kez içim rahat, kötü bir şey yok, hissediyorum.

Yüzbaşı — Gel bakalım, tebrikler. Gerçekten hiç tahmin etmediğim kadar iyiydin.

Ben — Rica ederim yüzbaşım, beğendiğinize sevindim.

Yüzbaşı — Bana bak, geçen gün olanları bir kişiden bile duyarsam yakarım!

Şöyle bir “baş selamı” verip odadan ayrıldım. Bir yerde çalıp söyleme konusu da bir daha hiç açılmadı.