İŞ KAZASI
1993 yılı... Konferans salonlarına ses ve ışık düzenleri, şirket binalarına acil anons ve genel müzik yayın sistemleri kuran bir firmada, teknik bölümün başında bir pozisyonda çalışıyorum. Bir bankanın yeni inşa edilen merkez binasının acil anons ve müzik yayın sistemi işi alınmış. 5-6 kişilik bir ekibim var. Kablo kanalları çekiliyor, kablolar döşeniyor, hoparlörler takılıyor. Kablo derken öyle 100-200 metre değil, 2 ayrı bloktan oluşan binada kilometrelerce kablo işçiliği var. Yanlış hatırlamıyorsam Temmuz ayının ortaları. Elimde projeler, hoparlörlerin takılacağı yerleri gösteriyorum. Çoğu hoparlör tavanda ancak bazı bölümlerde duvara montaj yapmak durumundayız projeye göre.
İşte yine duvara hoparlör montajı yapılan bir ortam. Ekipteki arkadaşlar bir yerlerden küçük bir kimyasal madde bidonu bulmuşlar, ters çevirip merdiven gibi kullanıyorlar. Duvara delik deliniyor, montaj vidası takılıyor ve hoparlörler asılıyor. Temmuz sıcağında çekilir bir iş değil ama mecburuz. Bir ara proje elimde gezinmekten sıkıldığımı hissettim. Arkadaşlara “Verin bir iki tane de ben yapayım, biraz siz de dinlenin” dedim. Kimyasal madde bidonunun üzerine çıktım, matkapla duvara delik açtım, dübeli yerleştirdim. Sıra geldi vidayı takmaya. Tam o sırada ayağımın altındaki bidon devrildi ve yaklaşık 50 cm. yükseklikten düştüm. Kafamı çarptığımı hissettim. Yerde oturuyorum, neyse ucuz atlattık. Bu arada elimdeki tornavida yok, nerede acaba derken elimi kafama doğru götürdüm ve tornavidayı buldum. Sağ kulağımda, kulak deliğinin 1 cm. kadar yukarısına saplanmış duruyordu. Torvavidanın üzerine düşmüşüm. Aklıma ilk gelen şey ondan kurtulmak oldu. Ne büyük hata... Dokunmamak gerekiyormuş. Tornavidayı epey bir güç harcayarak çıkarttım. Dışarı doğru çok az bir kanama oldu ancak sağ kulağım anında tıkandı. Sanki denize dalmışım da kulağıma epey su kaçmış gibi. İnsan panik halindeyken düşünemiyor ki. Hatalar silsilesi devam ediyor. Çocuklardan birini yanıma alıp arabaya bindim, ben kullanıyorum. Yaklaşık 10 kilometrelik bir yolu epeyce süratli bir şekilde aldıktan sonra Nişantaşı Amerikan Hastanesi’ne geliyoruz. Hemen acilden giriş yapılıyor. Soruyorlar “Ne oldu?” diye.
Ben — Kafama tornavida saplandı.
Acil Servis Görevlisi — Kavga mı ettiniz?
Ben — Yok kardeşim ne kavgası, iş kazası...
Hemen beni tekerlekli sandalyeye oturtup (defalarca yürüyebileceğimi söyledim ama prosedür öyleymiş) tomografi çekimine götürdüler. Bir yandan Beyin Cerrahisi uzmanı, bir yandan Kulak, Burun, Boğaz uzmanı benimle ilgileniyor. Tomografi çekildi. Beyin Cerrahının odasındayım. O dönemlerde şimdiki gibi tıbbi görüntüleme sistemleri yok, tomografi sonuçları röntgen filmi gibi geliyor. Sonuç geldi. Daha kurumamış, ıslak ıslak. Sonuçta kafatasına saplanmış bir tornavida var, çabuk davranmak lazım.
Doktor tomografi filmini ışığa tutup inceledi. “Gördüğüm kadarıyla eğitimli birisiniz, size söyleyeceklerim mantıksız ve inandırıcılıktan uzak gelebilir ancak başka türlü açıklayamam. Bir mucize yaşamışsınız. O bölgeye tornavida saplanıp herhangi bir hasar vermemesi tam bir mucize”. İçime su serpildi. Tornavida o bölgedeki sinir ağlarının arasından geçmiş, hasar vermeden saplanmış.
Sırada Kulak, Burun, Boğaz muayenesi var. Doktor hanım uzun uzun kulağımı inceledikten sonra “Orta kulakta kanamadan kaynaklı bir sıvı birikimi var. Bir hafta kadar bekleyelim. Vücut bunu atarsa iyi, ancak atmazsa kulak zarını yarıp absorbe etmemiz gerekiyor. Haftaya kontrol için gelin, sıvı azalmamışsa hemen operasyon yaparız, zaten çok kısa sürüyor.” Bunu duyunca sanki nefesim kesildi. Müzikle uğraşan biriyim, kulak zarıma dokunulmasına izin veremem.
Hafta boyunca her sabah uyandığımda ilk işim kulağımdaki tıkanıklığın durumunu hissederek test etmek oldu. Nafile, hiçbir değişiklik yok, tıkanıklık devam ediyor. Son gece banyoda ayna karşısındayım. Ertesi gün kontrol için doktora gideceğim. Birden aklıma geldi. Deniz ile aram iyi, dalmayı severim. Aynı şekilde burnumu kapatıp dışarı doğru basınç uygulasam faydası olur mu acaba? Burnumu kapattım, çok hafif artışlarla basınç uygulamaya başladım. Biraz daha, biraz daha derken içeriden bir “fokurdama” sesi geldi. Başımı arkaya doğru attım, genzime doğru akan bir sıvı hissettim. Boğazıma giderken yakalayıp tükürdüm. O da ne? Kulağımdaki tıkanıklığı artık hissetmiyorum.
Ertesi gün kontrol için doktora gittim. Doktor hanım kulağıma baktı ve “Çok iyi, vücut sıvıyı atmış, operasyona gerek yok, geçmiş olsun.” dedi. Ben yaptığım şeyi söyleyip söylememek konusunda kararsızım. Söylemeye karar verdim. “Size bir şey söylemek istiyorum, ben dalmayı seven birisiyim. Dün akşam aynı dalgıçların yaptığı gibi basınç uygulayarak sıvıyı kendim boşalttım.” Bunu söylerken doktorun gözleri fal taşı gibi açıldı. Asla yapmamam gerekiyormuş, orası henüz iyileşmemiş, çok daha büyük zararlar verebilirmişim. Doktorun sön söylediği ise “Bu sene asla dalmak yok, hatta kafanızı suya bile sokmayın” oldu.
Geçirdiğim iş kazası sadece o sezon dalmamı engelledi. Galiba ucuz atlattım...