BAK NE GÜZEL ÇİÇEK, KOKLASANA

BAK NE GÜZEL ÇİÇEK, KOKLASANA

Yanılmıyorsam 1977 ya da 1978 yılı. Tekirdağ’da kamptayız. Restoran bölümünde bir telaş var. Masalar hazırlanmış, sürahi, bardak, tuz, biber masalara yerleştirilmiş yemek saati bekleniyor. Restoran karşısında denize paralel olarak düzenlenmiş çiçek grupları var. Sarı, turuncu ve kırmızı renkli küçük çiçekler. Akşam yemeğine az bir süre kalmış. Herkes “deniz manzaralı” masalardan yer kapabilmek için bir telaş içinde. Malum gece uzun, denize karşı içip çakırkeyif olacaklar. Bu yüzden çocuklar önceden masalara oturtulmuş. Etrafta masalarda nöbet tutan onlarca çocuk var. Hepsi daha okul çağına gelmemiş en fazla beş, altı yaşlarında.

Çocuklar masada büyüklerini beklerken aklımıza yine “masum” bir şaka geldi. Deniz kenarındaki çiçeklerden koparttık, üzerlerine bolca karabiber döktük ve çocuklara “Bak, ne güzel çiçek, koklasana” deyip koklatmaya başladık.

Tepsisini alan anne ve babalar hızlı adımlarla masalara gidiyorlar, ancak ortada garip bir durum var. Masalarda oturan onlarca çocuk çok sesli koro düzeninde aralıksız hapşırmaya devam ediyor.