KANLI EL İZLERİ
Yaklaşık bir aylık Marmaris deneyiminden sonra sezon ortası Marmaris’ten Bodrum’a geçiş yapmıştım. Bodrum’daki ilk günüm. Yani Bodrum macerası o gün başladı. Malum Bodrum Marmaris’ten çok daha canlı, eğlenceli, kazançlı ve macera dolu...
Öğleden sonra Bodrum’a geldim. Orada yaşayan uzak bir tanıdığın yardımıyla barlar sokağı üzerinde bir pansiyona yerleştim. Pansiyonun konumu çok ilginç. Sokak üzerindeki bir barın kapısından içeri giriliyor, arka kapısından çıkıp merdivenlerden üst kata çıkılıyor ve karşınızda pansiyon odaları. Ortak kullanımda duş ve tuvalet, bir köşede mutfak görünümlü bir bölüm, konaklayan kişilerin yiyeceklerini saklamaları için iki de buzdolabı. Aynı gece bir barda deneme için program yapacağım, ancak Bodrum’u da tanımam gerekiyor. Eşyalarımı odaya bıraktıktan sonra kısa bir tur için yürümeye başladım. Yol üzerindeki barların kapılarında sahne alan sanatçıların resimleri var. Birkaç kişi hariç neredeyse hepsi tanınmış kişiler. Tam bir kurtlar sofrası yani. İşim çok zor. Akşam deneme programı yapacağım barı da önceden buldum. Programa geç kalmamak lazım çünkü barda program yapan diğer kişiler arasında yarım saatlik bir süre ayarlanmış. En iyi çalıp söylediğim parçaları seçip kendimi kabul ettirmem gerekiyor.
Keşif turu sonrasında o güne kadar yediğim en pahalı hamburger ve kola ile akşam yemeğini aradan çıkarttım. Pansiyona gidip gitarımı, nota sehpasını ve şarkı defterlerimi alıp barın yolunu tuttum. Başlamam gereken saatten erken bir saatte gittiğim için program yapan diğer kişileri de dinleme şansım oldu.
Sıra bana geldi. Önceden karar verdiğim dört İngilizce, dört de Türkçe parçayı çalıp söyledim. Anladığım kadarıyla bar müşterileri tarafından beğenilmiştim. Program sonrasında bar sahibi yanıma gelip her gece belli saatler arasında çalıp söylememi istedi, hatta o gece tüm programlar sonrasında bir süre daha program yapmamı talep etti. Sürekli iş konusu da tamam galiba.
Başarılı bir program sonunda bardan çıkıp kaldığım pansiyona doğru yürümeye başladım. Saat neredeyse iki olmuş, ortalık sakinleşmeye başlamış. Pansiyona giriş yapılan bara geldim. Bir gariplik var, etrafta kimse yok. Duvarlarda aşağı doğru ilerleyen kanlı el izleri, kırık masa ve sandalyeler, yerde kırılmış şişe ve bardaklar. Korkmadım dersem yalan olur, ancak o gece orada uyumak zorundayım, zaten günün yorgunluğu üzerimde, üstüne bir de program yapmışım, gidecek başka yerim yok.
Tedirginlikle barın arka kapısından çıkıp pansiyon kısmına geçtim. Yukarı çıkıp odama girdim ve kapıyı kilitledim. Arkasına odada bulunan masayı çektim ve yatağa uzandım. O yorgunlukla birkaç dakika içinde uyuduğumu sanıyorum.
Ertesi sabah geç bir saatte uyandım ve bar kısmına aşağı indim. Ortalık toparlanmıştı ama duvardaki kanlı el izleri hala duruyordu. Neler olduğunu sordum. Gece benim olmadığım saatlerde iki grup arasında şiddetli bir kavga çıkmış, bıçaklar çekilmiş, sandalyeler havada uçuşmuş, olaya polis müdahale etmiş, birileri polis tarafından götürülmüş, bir sürü tatsız konu. Bar ise birkaç gün kapalı olacakmış.
Bodrum maceram tatsız bir olay ile başlamıştı. En büyük şansım ise olaylar esnasında orada olmamam. Hemen eşyalarımı topladım, kaldığım gecenin ödemesini yaptım ve pansiyondan ayrıldım.
Kısa bir arayıştan sonra takip eden altı yıl boyunca Bodrum’daki evim ve ailem olacak aile işletmesi pansiyonu buldum. Çok merkezi bir yerde ve program yaptığım bara en fazla yüz metre uzaklıkta. Pansiyona yerleştim ve o gece huzur içinde uyudum. Bodrum maceramın sonuna kadar ilk gün yaşadığım tatsız olaya benzer herhangi bir olaya da şahit olmadım.