TEK YAŞINA

TEK YAŞINA

1991 yılı, Bodrum’da en tanındığım dönemdi. Program için çaldığım bara gittiğimde sadece birkaç masa doluyken, üçüncü ya da dördüncü parçada bar tıka basa doluyor, içeceğini alıp ayakta dinleyenler bile oluyordu. Programa genelde İngilizce parçalarla başlayıp kısa bir ara verdikten sonra Türkçe parçalarla devam ediyordum. Tabii ki ilerleyen saatlerde katılım çok daha fazla oluyordu.

Yine kalabalık bir gece ve güzel bir bar ortamı. Çoğu misafir Türkçe parçalarda bana eşlik ediyor, benimle beraber söylüyorlar. Parça aralarında ise yanıma gelip sevdikleri bir parçanın adını söyleyip çalmamı istiyorlar. Eğer parçayı biliyorsam ve o gece içimden o parçayı çalmak geliyorsa kırmıyorum, ancak çalmak istemediğim bir parça için nazikçe bilmediğimi söylüyorum. Birkaç kez çaldığım bir parça sonrasında “Dün gece bu parçayı istemiştim, bilmediğinizi söylemiştiniz” şeklinde yorumlarla karşılaştığım da oldu.

Bu kez istek parçası Ayten Alpman’dan (ışıklarda uyusun) “Tek Başına”. Çoktandır çalmıyordum, tam zamanı işte. Parçayı çalmaya başladım. Çok bilinen ve sevilen bir şarkı olduğu için nakarat kısmına gelince hep bir ağızdan söylemeye başladık. Ancak bir terslik var. İnsanlar benimle beraber söylüyor ama bir yandan kahkahalarla gülüyorlar. Ben söylemeye devam ediyorum ama olanlara da bir anlam veremiyorum. Son anda fark ettim ki parçayı “Yoksa yalnız mısın sen yine, benim gibi boynu bükük, gözü başlı, tek yaşına” şeklinde söylüyormuşum.

Çoğu insan ortamı neşelendirmek için bilinçli olarak öyle söylediğimi sanmış, ancak gerçekte sahnede dil sürçmesi yaşadım.