ÇİKOLATA AŞKINA
Bilenler bilir. Şişli’nin alt tarafları, Bomonti bölgesi, şu anda gökdelenler, iş merkezleri ve rezidanslarla kuşatılmış durumda, ancak 80’li yıllara kadar fabrikalar ile doluydu. İlaç fabrikaları, tekstil üretim tesisleri, gıda sektöründe üretim yapan fabrikalar ve bir de dünyaca tanınmış bir çikolata markasının fabrikası. Tam bir sanayi bölgesi yani.
Çikolata fabrikasının üretim yaptığı anlarda tüm Şişli yoğun bir çikolata kokusu ile kaplanırdı. İstediğimiz her an çikolata alamasak bile kokusundan nasibimizi alıyorduk. O koku hala aklımda desem yeridir.
Yaşım 12 civarında. Babamın verdiği harçlık ile sokağımızdaki bakkaldan küçük bir paket çikolata aldım. Eve gittim ve paketi açtım ve hayal kırıklığına uğradım. Çikolata yenemeyecek kadar bozulmuştu. O zamanlar çok geçerli olmasa bile, ya son tüketim tarihi geçmiş, ya da uygun olmayan saklama koşullarında bekletilip satılmış. Oturup ağlamaya başladım. Kendi paramla çikolata alıyorum ve bozuk çıkıyor. Aldığım yer mahalle bakkalı, geri almaz, değiştirmez. Mecburen çöpe atacağım.
Babam — Oğlum, üzülme. Yenisini alırız.
Ben — (Ağlayarak) Ama çikolatam gitti.
Babam — Dur aklıma bir şey geldi, ver bakayım şu çikolatayı.
Babam bozuk çikolatayı aldı, yapabildiği kadar paketledi ve bana uzattı.
Babam — Şimdi al bu paketi, iki sokak aşağıda çikolata fabrikası var ya, işte oraya götür. Başına gelenleri anlat.
Ben — İşe yaramaz ki, gitti çikolatam.
Babam — Sen dediğimi yap, sonra görürsün işe yarayıp yaramadığını.
Çikolatayı alıp doğruca fabrikanın yolunu tuttum. Fabrika girişinde şimdiki güvenlik bölgeleri gibi bir oda vardı. O odadan geçilip arka kapısından fabrikaya giriliyordu. İçeri girdim. Bir görevli beni görüp yanıma geldi.
Görevli — Ne oldu? Kimi arıyorsun?
Ben — Kimseyi aramıyorum. Bakkaldan sizin çikolatalardan aldım bozuk çıktı. Bakkal değiştirmiyor. İşte burada.
Deyip bozuk çikolata paketini adama verdim. Paketi açıp inceledikten sonra beni oradaki bir sandalyeye oturttu.
Görevli — Sen biraz bekle burada, bakalım ne yapabiliriz.
Oturdum, bekliyorum. Bir süre sonra görevli elinde koca bir kese kağıdı ile geldi.
Görevli — Al bakalım, bunlar senin. Bozuk çikolata yerine bunları veriyoruz.
Kese kağıdını alıp hafifçe içine göz attım. En az otuz santimetre boyunda birkaç çikolata, yanında benim aldığım paketlerden en az 10 tane, torba torba şekerler, ilk kez gördüğüm çikolatalar ne ararsan var.
Teşekkür edip koşar adımlarla evin yolunu tuttum. Paket o kadar ağır ki, zor taşıyorum. Eve girer girmez babama olanları anlatıp verilen paketi gösterdim.
Babam — İşe yarıyor muymuş fabrikaya gidip bozuk çikolatayı vermek?
Galiba 12 yaşında “müşteri memnuniyeti” kavramını bizzat yaşayarak öğrendim. Elimde en az iki ay yetecek kadar çikolata ile odama gittim.