GİT, AMA BİR DAHA GELME
1987 yılı Nisan ayının sonları. Üç arkadaş birkaç gün için Marmaris’e gitmeye karar verdik. İstanbul’da henüz bahar havası ama oralara çoktan yaz gelmiş.
Gecenin bir yarısı otobüse atladık ve Marmaris’in yolunu tuttuk. Yanımda bir sırt çantası ve tabii ki gitarım var. Sabah Marmaris’e varıp arkadaşlardan birinin daha önce kaldığı pansiyona yerleştik. Biraz dinlendikten sonra günün kalan kısmını deniz, kum ve güneş ile geçirdik. Akşam saatlerinde Marmaris’in içine gidip bir şeyler atıştırdık ve gecenin kalanını bir barda tamamlamaya karar verdik.
Marmaris’in barlar sokağı o zamanlar bu kadar dolu ve kalabalık değildi. Toplasanız 5-6 bar vardı. Sokağın en başında kıpkırmızı bir kapısı olan bar ilgimizi çekti ve içeri girdik. Barın sahibi Gülay orta yaşın üzerinde bir hanım. Bir şeyler içiyor ve sohbet ediyoruz. Derken Gülay hanım gitarımı gördü.
Gülay Hanım — Gitar mı çalıyorsun? Birkaç parça çalar mısın?
Ben — Bilmem ki, bir deneyelim.
Gitarı kılıfından çıkarttım, çalıp söylemeye başladım. Ben çalıp söyledikçe bar kalabalıklaşmaya başladı. Kapıdan geçerken duyan içeri geliyor. Gülay Hanım oldukça memnun. Gecenin ilerleyen saatlerinde Gülay Hanım yanıma geldi.
Gülay Hanım — Yazın gelip burada akşamları gitar çalsana, hem tatil yaparsın, hem de para kazanırsın.
Benim için müthiş bir teklif bu. Düşünsenize, hobimi yaparken para kazanacağım. Hem almak istediğim gitarı da alabilirim. Ailemle konuşup haber vereceğimi söyledim. Birbirimizin telefon numaralarını aldık. Gülay Hanım o gece misafiri olduğumuzu söyleyip bizden para almadı. Bardan ayrılıp pansiyona geri döndük. Takip eden 2-3 gün aynı şekilde geçti. Gündüz deniz, gece bar.
İstanbul’a döndük. Döner dönmez babama Marmaris’te aldığım iş teklifini anlattım.
Babam — Olmaz öyle şey, saçmalama.
Ben — Ama baba, hem tatil yapacağım hem de para kazanacağım.
Babam — Konu kapandı, gidemezsin.
Gerçekten konu kapandı ama Mayıs ayının sonlarına kadar. Teklif hala aklımda. Bir şeyler yapıp gitmem lazım.
Ben — Ya baba, gitsem ne olur ki?
Babam — Olmaz gidemezsin, otur oturduğun yerde.
Ben — Koca adam oldum, güvenmiyor musunuz bana?
Babam — (sinirli bir şekilde) Yeter artık, gitmeyeceksin.
Ben — Gitmek istiyorum.
O anda babamdan eski Türk filmlerinden çıkıp gelmiş gibi can alıcı bir cümle geldi.
Babam — Git o zaman, ama bir daha gelme!
Ne mi yaptım? Ertesi hafta sırt çantam ve gitarımla Marmaris’teydim. Gündüzleri deniz, kum güneş ile, geceleri ise barda çalıp söyleyerek günler geçiyor. Ancak her gün evi arayıp konuşuyorum. O zamanlar cep telefonu yok, sadece jetonlu telefon kulübeleri.
Aradan bir ay kadar zaman geçti. Biraz para bile biriktirmiştim. Kaldığım pansiyon ile görüşüp bizimkiler için yer ayırttım. Annemi, babamı ve kardeşimi davet ettim ve onlara tatil hediye ettim. Bir gece beni dinlemeye bile geldiler. Sanki “Git, ama bir daha gelme.” diyen babam değildi.
O sezon ortasında Bodrum’a geçtim ve barlarda çalıp söylemeye orada devam ettim. Sezon sonunda da İstanbul’a döndüm. Tabii ki bizimkiler beni çok sıcak karşıladılar. Ne de olsa ne iş yaptığımı, çalıp söylediğim yeri gelip görmüşlerdi.
Bir sonraki yıl yine Mayıs ayında bu kez Bodrum’a gitmek üzere babamla konuşuyorum.
Ben — Program yapacağım otel ve bar ile görüştüm. Haftaya bekliyorlar.
Önceki sene “Git, bir daha gelme.” diyen babamın ağzından şu kelimeler döküldü...
Babam — Git, ama iyi yerlerde çalıp söyle. Her gün evi aramayı da ihmal etme.