KEŞKE YARIM SAAT DAHA KALSAYDIM
1988 yılı Temmuz ayının ortaları. Şimdi lüks bir restoran olan ancak üniversite döneminde uğrak mekanımız Hisar’daki Ali Baba’nın kahvesindeyim. O dönemlerde Ali Baba kahvesinin müdavimi olanlar bilir. Kahvenin bahçe kısmına bir merdivenden çıkarak girilir. Arka tarafta genellikle kış aylarında kullanılan kapalı bir mekan var, sağ tarafta büyük ve çok sayıda masanın olduğu bir alan, sol tarafta ise daha küçük, birkaç masanın olduğu samimi bir yer var.
İşte o küçük bölümde birkaç arkadaş oturmuş, çay içip sohbet ediyoruz. Arkadaşlarımdan biri eski gitarını da getirmiş. Ara sıra şarkı söylüyor, vokal denemeleri yapıyoruz. Kimseyi rahatsız etmeden kendi kendimize müzik yapıp eğleniyoruz.
Masaya çaylar geliyor, boşlar alınıyor, yenileri geliyor. Yan taraftaki pastaneden aldığımız tatlı-tuzlu kurabiyeler ise çayın yanına eşlik ediyor. Biz de çalıp söylemeye devam ediyoruz.
Saatler geçiyor, neredeyse akşam altı olmuş. O zamanlar İstanbul’da ulaşım şimdiki gibi değil. Ne metro var ne de metrobüs. Tüm ulaşım otobüs ile sağlanıyor. Evim Şişli’de olduğu için Beşiktaş’ta aktarma yapıp iki otobüs ile gideceğim. Yol uzun, erken ayrılmak lazım.
Ben — Beyler, benim kalkmam lazım. Otobüs bekleyip Beşiktaş’a gideceğim. Sonra da Şişli’ye. Size iyi muhabbetler.
Arkadaşlardan biri — Otursaydın biraz daha.
Ben — Ancak giderim, görüşürüz.
Kahvenin önündeki otobüs durağına gittim. Bir süre bekledikten sonra otobüs geldi. Önce Beşiktaş, oradan da Şişli’ye geçip eve gittim.
Aradan birkaç gün geçti. Yine Hisar’da Ali Baba’nın kahvesindeyim. Birkaç gün önce beraber olduğum arkadaşlarım aynı yerde oturmuş sohbet ediyorlar. Yanlarına gidip selamlaştıktan sonra “Zamanlama Pişmanlığı” yaşayacağım haber geldi.
Arkadaşım — Ya o gün gittin ya, senden yarım saat sonra buraya kim geldi biliyor musun? Joan Baez.
Ben — Ne ciddi misin?
Arkadaşım — Tabii ki ciddiyim. Üstelik beraber bir iki parça çaldık, söyledik. Gitarımı da imzaladı.
Öylece kalakaldım. Önceki gün, Uluslararası İstanbul Festivali bünyesinde Joan Baez’in Rumeli Hisarı’nda konseri vardı. Konser öncesi İstanbul’u ve boğazı daha yakından tanımak için kısa bir tur atmış ve kahveye uğramış.
Be adam, yarım saat daha kalsan ne olurdu. Öyle bir ortamı yaşadıktan sonra insan Hisar’dan Şişli’ye kadar yürür.