TEK BAŞINA KOKLANMAZ

TEK BAŞINA KOKLANMAZ

1993 yılı Haziran ayında yine grup halinde bir tatil planımız var. İki araba dolusu arkadaş ile Kuşadası tatiline gideceğiz. Bayram tatili hafta ortasına denk geldiği için 9 gün kesintisiz bir tatil olacak. Sabah erken saatte araba sahipleri diğerlerini alacak ve trafik yoğunlaşmadan yola çıkılacak.

Sabah 06:30 civarında beni aldılar. Bayram trafiğine yakalanmamak için Eskihisar-Topçular arası feribot ile geçilecek. Ancak küçük bir sorun var. Feribot sırası E5’e kadar uzanmış, en az 2 saat beklememiz gerekiyor. Dolayısıyla uzun da olsa körfezi geçip karayolu ile gitmeye karar verdik. En azından trafik olmaz.

Yarım saat kadar yol aldıktan sonra trafik yoğunlaşmaya başladı. Geçici olduğunu tahmin ediyoruz ama pek öyle değil gibi, gittikçe artıyor. İleride yüzlerce araba neredeyse durmuş gibi ağır ağır hareket ediyor. Şerit sayısı da düşmüş durumda. Anladık ki bir kaza var. Umarız çok kötü bir kaza değildir.

Yaklaşık 40 dakika sonra kaza yerine ulaştık. Etrafta bir sürü polis arabası, askeri araçlar, askerler ve bir ambulans var. Bu kadar güvenlik olduğuna göre önemli bir kaza olmalı.

Kaza yerine yaklaştıkça havada yoğun bir anason kokusu duymaya başladık. Bu kadar güvenlik olmasının nedeni de ortaya çıktı. Tekel’e ait bir rakı kamyonu devrilmiş, ölen ya da yaralanan yok ancak yüzlerce şişe rakı yola saçılmış, çoğu kırılmış, koli koli rakı da yol kenarında duruyor. Doğal olarak yağmalama olmasın diye bir yandan polis, bir yandan tam techizatlı askerler kamyon çevresinde nöbette. Kamyonun yanından geçen araçlardaki insanlar ise kafalarını camdan çıkartıp derin derin nefes alarak en azından kokusundan faydalanıyorlar.

Kaza yerini geçtik, trafik açıldı. Tekrar tatil havasına girdik. Belki ileride devrilmiş kavun ve peynir kamyonları da vardır. Tek başına koklanmaz ki bu.