DİŞÇİ
Diş hekimlerinin en sevmediği kavramlardan biridir kendilerine “dişçi” diye hitap edilmesi. Ama o şekilde alışılmış, öyle gidiyor. Düşünün, göz doktoruna “gözcü”, ortopediste “kemikçi”, kulak, burun, boğaz uzmanına da “kulakçı” demek gibi. Hikayede mecburen “dişçi” olarak kullanacağım.
Yaşım 6 civarında yanlış hatırlamıyorsam. Sağ alt çenemdeki dişlerimden birinde bir sorun var. Ağrıyor mu, dondurma yerken sızlıyor mu neyse artık. Babam elimden tutup Taksim civarında muayenehanesi olan dişçi bir arkadaşına götürdü. Galiba Talimhane denen bölgede. Korkmuştum, hem de çok. Acaba bana ne yapacaklar, canım yanacak mı?
Koltuğa oturtuldum. Dişçi eline çeşitli aletler alıp dişlerime bakıyor. Her aleti ilk kez gördüğüm ve bana çok yabancı olduğu için korkudan titriyorum. En basit bir ayna bile bana işkence aleti gibi geliyor. Derken hayatta duymak istemeyeceğim cümle geldi. “Bu dişin çekilmesi lazım, nasıl olsa iki, üç sene içinde yenisi gelecek”. Dondum, kaldım. Galiba kaçınılmaz son yaklaşıyor.
Adam arkasını döndü, bir şeyler hazırladı ve yüzünü bana çevirdi. Elinde kocaman bir enjektör ve ucunda kocaman bir iğne. Şimdiki gibi tek kullanımlık olanlardan değil. Kaynatılarak dezenfekte edilen cam enjektörlerden. Diş etime iğne yapılacak, orası uyuşacak ve ben hiç bir şey hissetmeyeceğim. Gel de bunu altı yaşındaki bir çocuğa anlat. Ağzım kenetlendi, açmıyorum, o iğneyi asla yaptırmam. Türlü dil dökmeler, ikna çalışmaları ama sonuç yok. Ağzımı açmıyorum.
Sonunda iğne yerine uyuşturucu bir krem sürerek operasyonu tamamlamaya karar verdiler. Dişçi parmağının ucuna biraz krem alıp diş etimin her iki tarafına da sürmeye başladı. Kısa bir süre sonra uyuşacakmış.
Aradan 10 dakika kadar zaman geçti. Bu kez dişçi elinde kerpeten ile geldi. Onunla dişimi tutup yerinden sökecek. Korkumu anlatamam. Son kontrol için parmağını ağzıma soktuğunda aklımdan geçen cümle şuydu “Ya şimdi yaparsın ya da asla”. Olanca gücümle adamın parmağını ısırdım. Öyle anlık değil, ısırmaya devam ediyorum. Adam can havliyle elini çekti ama parmağının ucuna asılı bir de çocuk vardı. Koltuktan yukarı doğru yükselmiştim. Isırmayı bıraktığım anda dişçi bana çok sıkı bir tokat patlattı. Üç kişi beni zorla tutup ağzımı açtılar ve dişim beni terketti.
O olaydan sonra seneler boyu değil gitmek, dişçinin kapısından bile geçmeye korkar oldum. Ta ki çocuklara onların dilinden anlayan, sevecen, sabırlı ve yapılan işlemi çocukların anlayabileceği şekilde anlatarak yaklaşan bir “Diş Hekimi” ile karşılaşıncaya kadar.