PİRANHA SALDIRISI
1996 yılı. O zamanlar görüştüğüm bir arkadaşım var. Her türlü konuya ilgili. Bilgisayar programlamasından, elektronik devrelere, diyet kalori hesaplarından, tuzlu su akvaryumuna kadar bir sürü değişik uğraş.
İşyeri Beşiktaş’ın iç taraflarında bir apartman dairesi. Orada her türlü faaliyetini sürdürüyor. İşyerinin salon kısmında ise yaklaşık 2 metre boyunda, 80 cm. yüksekliğinde ve bir o kadar derinlikte bir akvaryum var. Akvaryumun üzeri sol tarafta yaklaşık 10 cm’lik bir boşluk kalacak şekilde cam ile kapalı. O boşluktan filtre ve havalandırma boruları geçiyor. Akvaryumun içinde ise tek başına gezinen yaklaşık 40 cm. boyunda bir piranha var. Piranhalar etobur ve otobur olarak 2 sınıfa ayırılıyor. Akvaryumdaki etobur. Öğrendiğim kadarıyla önce 4 adet almış. Hepsini hormonlu kıyma ile beslemiş. Daha çabuk gelişen piranhalar diğerlerini yediği için, akvaryumda kalan son piranha hormonlu kıyma ile beslenmeye devam edilerek devasa boyutlara ulaşmış.
İşyerini ziyaret ettiğim bir gün kendisini beklerken piranhayı seyretmeye başladım. Piranha akvaryum içinde bir ileri, bir geri giderken ben de göz temasını kaybetmeden, yakın takipte onunla beraber sağa, sola hareket etmeye başladım. 5-6 kez beraberce hareket ettikten sonra piranha nasıl bir tehdit algıladıysa sağ taraftan sol tarafa doğru şimşek hızıyla gidip akvaryumun üstündeki camın boşluğundan dışarı fırladı, omuzuma çarptı ve yere düştü. Arkadaşım koşup geldi. İlk söylediği şey “Sakın dokunma parmaklarını kopartabilir” oldu. Birkaç dakika içinde yerde çırpınan devasa piranha bir süpürge yardımıyla kovaya alındı ve akvaryuma tekrar bırakıldı. Kısa bir süre dipte yattıktan sonra tekrar turlamaya başladı.
Sonuç olarak, Beşiktaş’ın orta yerinde piranha saldırısına uğradım. Şanslıymışım, yara almadan kurtuldum...